Yaşam

Beethoven neden bir fincan kahveye 60 çekirdek koyardı?

YouTube’da sabah rutini videoları vardı bir ara, ne oldu, o akım hala devam ediyor mu? Yoksa biraz geç mi kaldım? Aklımda şuna benzer bir şeyler çekme fikri vardı… Dil temizliği önemli tabi ama bundan da önemlisi konuşmak/yazmak için kullandığımız dilin temizliği. İlerleyen dakikalarda videonun sponsoru Grammarly’nin bu konudaki çözümünü de anlatacağım.

Sabah rutini deyince aklımıza çoğunlukla böyle diş fırçalamak, traş olmak, yüz temizliği, vücut temizliği gibi konular geliyor ama bundan da önemlisi beyin temizliği. Sabahları uyanınca ilk yaptığımız şey telefona bakmaksa proaktif olamayız, reaktif kalırız ve bu modumuz gün boyu yapacağımız her şeyi etkiler. O telefonu açınca ne görüyoruz? Başkalarının başına gelen olayları ya da bizden istenen/beklenen şeyleri… Daha günün başında kendimizden kopuyoruz. Odağımızı kaybediyoruz.

Oysa sabah saatlerinde beynimizi dağıtmak yerine onu toparlamamız lazım. Bunun için de sadece rutinler yetmez. Bir de ritüellere ihtiyacımız var. Ritüel derken kendimize ait sembolik davranış biçimlerini kastediyorum. Sabah kalkınca eliniz otomatik olarak başucunuzdaki telefona gidiyorsa bu artık sizin için bir sabah rutini olmuştur. Bunu yaparken düşünmezsiniz bile. O rutini kırmak istiyorsanız yerine yenisini koymalısınız. Mesela o telefonun yerine bir defter koymak gibi. Bu yeni rutini biraz daha size özel kılmaya çalışın. Mesela defterinize sembolik bir isim verin: Düş Defteri gibi… Sabah kalkınca rüyalarınızı hatırlamaya çalışın ve aklınızda kalanları o deftere yazın. İşte bir ritüel tasarladınız. Size özel bir sabah kalkış töreni bu. Artık bu ritüeli zenginleştirmek sizin elinizde. 

Tarihte rutinleri ritüellere çeviren pek çok ünlü isim var. Yazar Charles Dickens. Yatakta her zaman kuzeye dönerek uyurmuş. Yazı yazarken de masasını hep kuzeye doğru çevirirmiş. Hatta bundan emin olmak için seyahatlerinde yanında mutlaka bir pusula taşırmış. Bu şekilde yatmanın ve yazmanın yaratıcılığını arttırdığına inanırmış. Bunun doğru olup olmaması önemli değil. Uyumak ya da yazmak gibi bir rutini renklendirmesi önemli. Kişisel bir törene çevirmesi. Rutinlerinizi ritüellerle renklendirin. RRR. Alın size sembolik ve akılda kalıcı bir tavsiye 🙂

Bu renklendirme kısmı bazı ünlülerde biraz tuhaf. Ressam Pablo Picasso. Onun ritüeli tırnaklarını kesmek ve onları biriktirmekmiş. Kesilmiş saçlarını da hiç atmazmış. Bu vücut parçalarını atarsa, kendi özünü de kaybedeceğine inanırmış. Yaptığınız işleri ne kadar renklendireceğinize kendiniz karar verin. Üretkenliğinizi arttırmak için mutlaka bir ritüel tasarlayın.

Çünkü gün boyu önümüzde yapılacak işler listesi oluyor ve bizler bir görevden diğerine zıplayıp duruyoruz. Bunları yaparken geliştirdiğimiz rutinler elbette faydalı. Hayatın belirsizlikleri içinde tutunduğumuz ve kontrol edebildiğimiz parçalar onlar. Ritüeller bunların içine katılmış gizli soslar gibi. Yaptığımız işten tad almamızı sağlıyor. Rutinin yapısı bizi rahatlatırken, ritüeller onları yaparken bizi canlandırıyor. Hayatla dolduruyor. 

Derin çalışmanın kitabını yazmış olan Cal Newport’un önerdiği bir ritüel var: Monk Mode Morning. Bu kez İngilizce kısaltalım. MMM. Bu ritüelde yapmanız gereken şeyden çok yapmamanız gereken şeyler vurgulanmış. Öğleye kadar toplantı yapma. Telefonlarla uğraşma. İnternete bile girme. Dolayısıyla e-postalarına bakma, herhangi bir kişiye e-posta yazma. Bunların yerine o gün yapman gereken en önemli işe odaklan ve sadece onunla ilgilen. Dünyadan bağlantılarını kopar. İşte bu ritüel öyle kolay kolay herkesin yapabileceği bir şey değil gibi geliyordu bana. Fakat bir şans verdim ve denedim. Her gün yapmak gerçekten çok zor. Ama haftada en azından iki üç gün yapmaya çalışırsanız pek çok bekleyen işin temizlendiğini fark ediyorsunuz. Onlar temizlenirken beyniniz de temizleniyor. Unutmayın tüm günü değil sadece öğleye kadar olan kısmı boşaltıyoruz. Diğer tüm işleri öğleden sonraya süpürüyoruz. Toplantı mı yapılacak, öğleden sonra. Bir ödev ya da bir sunum mu hazırlanacak, öğleden sonra. Emailler mi cevaplanacak, öğleden sonra. Öğleden sonra sizin yeni asistanınız olacak. 

Dediğim gibi benim deneyip başarılı sonuçlar aldığım bir ritüel bu. Yeni denemeye başladığım ve sizlere de tavsiye edeceğim diğer bir asistan da Grammarly. Dijital yazım asistanı. Temel ve gramer yazım önerileri içeren ücretsiz bir uygulama. Ücretli versiyonu olan Grammarly Premium’un çok daha gelişmiş özellikleri var. Hem zaman kazandırıyor, hem de yazılarınızın daha ilgi çekici olması için tavsiyelerde bulunuyor. Bunu iş akışlarınıza dahil etmek için tarayıcınıza bir eklenti olarak ekliyorsunuz. Yazdıklarınızı denetleyerek herhangi bir imla hatası yapıp yapmadığınıza bakıyor. Sadece yazıları değil, gönderdiğiniz e-postaları, hatta iş için hazırladığınız LinkedIn mesajlarını bile hatasız bir İngilizce’yle yazmanızı kolaylaştırıyor. Ben işim gereği pek çok insanla bağlantı kuruyorum. Bu bağlantılar ya bir mesaj ya da bir e-postayla gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu insanlarla aramdaki ilk intibayı yazdığım o metinler sağlıyor. Birkaç haftadır kullandığım Grammarly bu metinlerde sadece yazım hatalarımı düzeltmekle kalmıyor, akıllı önerileriyle İngilizce cümlelerimin çok daha akıcı ve etkileyici olmasına yardım ediyor. Herkesin kullandığı kelimeler yerine daha etkili kelimeler bulmamı kolaylaştırıyor. Böylece kendimi tekrar etmekten kaçınmış oluyorum. “Öğleden sonra”ları biriken işlerimi yapmamda bana hız kazandırıyor. Grammarly ile çalışmalarınızda ve e-postalarınızda zamandan tasarruf etmek için bugün Grammarly.com/barisozcan adresine gidip ücretsiz bir hesap oluşturursanız Grammarly Premium’a yükseltmek için %20 indirim kazanıp daha etkili çalışmaya ve zamandan tasarruf etmeye hemen başlayabilirsiniz. 

Sabah, öğle ya da akşam. Gün boyu uyguladığınız rutinlerimiz var. Bazılarının farkında bile değiliz. Öğle saatlerinde dikkatimiz dağılmaya başlayınca kahve içme rutini oluşturun desem, yeni bir şey söylemiş olur muyum? Hayır. Bu rutini muhtemelen herkes biliyor ve uyguluyordur. Ben bunu kısa bir uyku seansıyla da birleştirip bu rutini bir ritüele dönüştürdüm. Adına da “kahvuyku” dedim. Siz alın bunun içine kendi renklerinizi katın. Başına sonuna size ait bazı davranış biçimleri de ekleyip onu törensel hale getirin. Kahve içmeye nasıl törensel bir hava katılabilir ki? İlla içtikten sonra kahve falına baktırmanıza gerek yok, gerçi o da bir ritüel ama daha ilginç şeyler tasarlanabilir. 

Beethoven bunu yapmış. Evet gelmiş geçmiş tüm zamanların en ünlü piyanist ve bestecilerinden biri kahve içme işlemini kendine özel bir ritüele dönüştürmüş. Bir fincan kahve yapmak için her seferinde tam olarak 60 kahve çekirdeği kullanırmış. Anton Schindler’in kendisi hakkında hazırladığı kitapta bestecinin eserlerinin yanı sıra bu kahve sevgisinden de söz ediliyor. Kahvesini “oryantal” yani doğu usulü hazırlamaktan keyif aldığı anlatılıyor. Uzak doğu ülkelerindeki çay hazırlama ve sunma kültürüne benzer bir şekilde bir kahve kültürü oluşturmak için kendince böyle bir tasarım yapmış. Böyle bir ritüelin beste yapma sürecine nasıl bir katkı sağladığını tam olarak bilemiyoruz. Ama sizin üretkenliğinize katkı yapabilir belki. 

Nasıl bir katkı bu? Dedik ya gün boyu o işten bu işe zıplayıp duruyoruz diye. Beynimiz ve dikkatimiz bu geçişlere o kadar hızlı adapte olamıyor. Ya geçmişte, ya da gelecekte kalıyor. İşler arasında kısa bir mola vermek gibi basit bir rutin bile her zaman işe yaramıyor. İşte siz tam bu anahtar noktalarda kendinize göre anlamlı bir şeyler yapmaya çalıştığınızda dikkatinizi o ana çekmiş oluyorsunuz. İşler ve insanlar sizi çekiştirip reaktif hale getirmeye çalışırken siz proaktif olabilmek için tasarım gücünüzü kullanıyorsunuz. 

Unutmayın hemen her şeyi bir ritüele dönüştürebilirsiniz. Sadece uyumak yerine Charles Dickens gibi kuzeye doğru yatarak uyumak gibi. Sadece çalışmak yerine Cal Newport gibi öğleden önce çalışmak gibi. Sadece resim yapmak yerine Picasso gibi tırnaklarını kestikten sonra onları hiç atmamak gibi. Neyse, ne kadar ileri gideceğinize kendiniz karar verin. Sizin için bir anlamı olması herşeyden daha önemli.

Çok koyu kahve içmeyi sevmeyen biri olarak benim şimdi çekirdeklerimi saymam gerekiyor. Bir fincan için tam 42 tane. 

Standart

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s